Синонимы омонимы антонимы таблица.

Омонимы
Aba–грубая толстая шерстяная ткань, войлок Ooo! Aba terliğini giymişsin bugün...
Aba – старшая сестра Aban okula gidiyor mu ?
*Abayı yakmak – влюбиться Duydun mu! Erdem bir kıza abayı yakmış.
Acar - сильный, энергичный Ahmet acar bir adam.Onu yenmek zor olacak.
Acar - новый Eskisi olmayanın acarı olmaz.
Acayip-удивительный, Öyle dedi ha! Acayip yahu!
Acayip-странный, необычный Bu ne acayip adam!
Acı-горький; обидный ; сильный Acı biber koyma salataya!
Acı-боль, страдание, мучение Bu diş acısı beni öldürecek! Hemen dişçiye gitmeliyim.
Acımak-болеть Yağ acıdı.
Acımak-жалеть(деньги) Kaybettiğim paraya çok acıdım.
Acımak-испытывать[острую] боль Dokunma! Kolum çok acıyor.
Acımak- жалеть, сочувствовать Çoluğuna çocuğuna acıdım.
Açık-открытый Pencere ve kapı açık.
Açık-светлый(о цвете) En sevdiğim renk açık mavi.
Açık-ясный, понятный Bugün hava açık değil mi ?
Açık- недостача, дефицит Faturada açık vardı. Ödedin mi?
Açık-откровенно, открыто Açık konuş yalan söylemene gerek yok!
Açık- вакантное место, вакансия Bu dairede hiç açık yok.
Açık- морские просторы Denizin açıklarında yunus balığı görülmüş.
Açık- непристойный, нескромный Açık filmler yasaklandı.
*Açıkgöz – ловкий, хитрий Ali ile pazarlık yaparken çok dikkat et! O çok açıkgözlüdür.
Açıklık- открытое пространство , простор Çocuklar okulun yanındaki açıklarda oynuyorlar.
Açıklık-светлый оттенок ( тон) Eteğin renginde biraz açıklık var diğerine göre.
Açıklık-интервал Tarkan’ın adımlarındaki açıklık daha fazla.
Açıklık-ясная погода Yarın hava açık olacak.
Açıklık-откровенность Bütün açıklığına rağmen konuyu anlamadı.
Açıklık-обнажённость Bu kadar açıklık iyi değil! Üşüyeceksin.Üstüne bir şeyler giy!
Açık saçık - полуобнаженный, слишком открытый Yeter artık açık saçık giyinmeyi bırak!
Açık saçık – непристойный Bu konuda bu kadar açık saçık olamazsın!
Açıktan – издалека Açıktan açıktan sırları öğrenmeye başladı.
Açıktan – без труда , легко Açıktan sana 100 YTL veririm.
Açılmak - открываться İstiklal caddesine yeni bir market daha açıldı.
Açılmak - начинаться Tören dostluk mesajlarıyla açıldı.
Açılmak- становиться светлее Yıkadığım gömleğin rengi biraz daha açıldı.
Açılmak- вести,выходить Bu dairedeki kapı balkona açılır.
Açılmak - расцветать(деревья) Baharla birliktehavalar ısındı, çiçekler açıldı.
Açılmak - плавать Çok açılma.O kadar uzun mesafeyi yüzemezsin.
Açılmak - говорить много Abi adam bir açıldı.Hiç Sorma! Daha önce hiç böyle çok konuştuğunu görmemiştim.
Açmak- открывать Kapıyı açar mısın? Oda çok sıcak oldu.
Açmak- обнажать(голову) Eve gelince kız kafasını açtı.
Açmak- выглядывать (о солнце) Oh ne güzel güneş açtı valla!
Açmak-звонить Akşam annem sana telefon açtı mı?
Açmak-включать Radyoyu aç da haberleri dinleyelim.
Açmak-сверлить, делать отверстие, вырыть, выбить Marangoz matkapla dolaba delik açtı.
Açmak-доверять(тайну) En güvendiğin kişilere sırrını açabilirsin ancak.
Açmak-расцветать(деревья) Bahar gelince ağaçların çiçekleri açtı.
Açmak-проясниться( погода) Hava açtı.Hadi dışarı çıkalım.
Açmak - расстегнуть Gömleğinin yakasını açabilirsin
Açmak - начинать Savaş açtı.
Adet - число, количество, единица, экземпляр Mağazadan 2 adet kazak aldım.
Adet – традиция Bizim adetlerimize göre davranmalıyız.
Adet – привычка Âdet yerini bulsun diye
Adi – простой, обычный Pazardan aldığım elmalar adi çıktı.
Adi – низкий (человек) Kemal çok adi bir adammış.
Afet –бедствие,катастрофа 17 Ağustos deprem afeti Türkiye’yi derinden etkiledi.
Afet – писанная красавица Buradan bir afet geçti yüreğimi deldi geçti.
Ağır- тяжелый (работа) Maden işçilerinin işi çok ağır.
Ağır- сложный (проблема) Bu ağır bir mesele. İyi konuşmak gerek.
Ağır- медленный (шаг) Yaşlı kadın ağır adımlarla ilerledi.
Ağır- дорогой (ткань) Bu kumaştan diktiğin elbise üstünde çok ağır durdu.
Ağır- неприятный (погода) Odadaki ağır havadan herkes bunaldı.
Ağır- обидный (слова) Çok ağır konuşunca ağlamaya başladı.
Ağırlamak-выказывать уважение, радушно принимать Ev sahibi bizi iyi ağırladı.
Ağırlamak- замедлять Araba biraz ağırladı.
Ağırlaşmak-становиться тяжелым Poşetler iyice ağırlaştı.
Ağırlaşmak- замедляться Dedem yaşlanınca yürüyüşü de ağırlaştı.
Ağırlaşmak-становиться трудным Ders konuları iyice ağırlaştı. Artık öğrenirken zorlanıyorum.
Ağırlaşmak- ухудшаться Hüseyin artık doktora git, insanları duyman iyice ağırlaştı.
Ağırlaşmak-становиться серьезным Komşumuzun hastalığı iyice ağırlaştı.
Ağırlık- вес, тяжесть Paketin ağırlığı 10 kilo vardı.
Ağırlık-кошмар,тяжелый сон Uyurken üzerime bir ağırlık çöktü.
Ağırlık- медлительность Bu ağırlıkta yürürsek anca 2 saat sonra orada olabiliriz.
Ağırlık-серьёзность, важность Bu konuda da Ahmet Bey ağırlığını koydu.
Ağırlık - ценность Hediyenin ağırlığını biliyorum
Ağırlık - апатия, безразличие Bu bana ağırlık yapmaz.
Ağız-рот Büyük lokmayı ağzına attı.
Ağız-диалект, говор, жаргон, наречие Ahmet, İstanbul ağzıyla konuşur.
Ağız- вход, выход Fırının ağzından ekmekler görünüyordu.
Ağız- перекресток Yol ağzında buluşalım istersen.
Ağız - раз Çamaşırı üç ağız yıkadım.
Ağlamak- плакать Yeter artık ağlama! Ne istersen yapacağım.
Ağla(n)mak- жаловаться Bu konudan dolayı annesi hep ağlıyordu.
Ak- белый Yaşlandım artık! Saçlarım aklar düştü.
Ak- чистый Sen de ak süt değilsin yani.Zeytinyağı gibi hep üste çıkmaya çalışıyorsun.
Ak - белок (глаза, яйца) Yumurtanın akını bu sefer ben yiyeceğim.
Akar-текучий Tüpün içinde çok akar bir madde var.
Akar-проточный Bu iş böyle akar gider.
Akıcı- текучий Bugün kimya dersinde akıcı maddeleri gördük.
Akıcı- плавный Bu dere çok akıcı bir dere.Yüzücüler bile yüzerken zorlanıyorlar.
Akıcı- разборчивый почерк Çok akıcı bir yazı.Okuyunca sıkılmayacaksın.
Akım- течение, поток Burada akım kuvvetli.Biraz daha ileriye gidelim.Belki orada yüzebiliriz.
Akım- электрический ток Elektrik akımına dikkat et! Sakın çıplak elle kabloya değme!
Akın- набег, налёт, штурм Düşmanlar köylere akın ettiler.
Akın- приток, поток, наплыв Konsere insanlar akın ettiler.
Akide- вера, вероучение Bizim akidemizde böyle şeyler yoktur.
Akide- доктрина, принцип Akideye göre verdiğin örnekler uymuyor.Başka örneklerle tezini yazabilirsin .
Akide- леденцы Akide şekerini çocuklar çok sever.
Akis- отклик, эхо Dağdan karşılara seslenince sesi akis yaptı.
Akis- отражение Ayın sudaki akisi izlemeye değerdi.
Akis(aksi)- обратное Kadın aksini iddia etmiyor aynı şeyi söylüyordu.
Aklanmak-становиться белым En sonunda aklanıp suçsuz olduğu ortaya çıktı.
Aklanmak- выходить чистым Elbiseyi çamaşır makinesinde yıkayınca aklandı.
Akmak- течь, литься Parmağını yanlışlıkla kesince kan aktı.
Akmak- протекать(крыша) Bu kışta bir çok evin çatısı aktı.
Akmak- сыпаться, просыпаться Delik poşetten tuz akıyordu.
Akrep - скорпион Ay! Masanın altında akrep var! Dikkat et!
Akrep - часовая стрелка Bu saatin akrebi mi bozuldu ?
Akrep - созвездие Скорпиона Sen yoksa Akrep burcundan mısın?
Ala-более высокий, высший Yüce Allah aladır,rahimdir,kerimdir.
Ala-лучший, превосходный Aldığınız elbise onunkinden daha ala,daha güzel.
Ala-хорошо, великолепно Onunla çok ala bir akşam yemeği yedik.
Alan-площадь, площадка, пространство, территория Hava alanında yolcular toplanmıştı.
Alan-отрасль, область, сфера Öğrenciler birçok alanda ödül aldılar.
Alay-насмешка, издёвка Kadın her söyleneni dinlemiyor, alaya alıyordu.
Alay – толпа, группа людей, полк (военн.) Çanakkale Savaşında 57.alayın tamamı ölmüştü.
Alçak-низкий, подлый Ali alçak boylu bir çocuk.
Alçak-низкий(голос) Kütüphanede alçak sesle konuşmalısın.
Alçak - низина Senin bu kadar alçak bir insan olduğunu tahmin etmezdim.
Alçalmak-понижаться Helikopter alçalmaya başladı
Alçalmak-унижаться, деградировать İnsan bu kadar mı alçalır ? Yazıklar olsun sana!
Algı-ложка для собирания опия Kazadan sonra tüm algılarını kaybetmiş.
Algı-восприятие Senin algın bu konuda çok iyi.Çabuk anlıyorsun.
Ana - мать Anan ne yaptı bugün bakalım akşam yemeği için?
Ana - главный, основной Ana konumuz Çevre Kirliği bu konuda araştırma yapalım.
Ana - родной ( язык ) Türkçe benim ana dilim.Su gibi konuşurum.
Ana - отечество Ana vatanımdan geldim bu gurbet ellere.
Ana - детский сад ( школа ) Çocuklar ilkokula başlamadan önce anaokula gidiyordu.
Anafor-противоток, водоворот Balıkçılar denizde anafora yakalandılar.
Anafor-арго. даровщина Bu işin anaforunda kaybolup gidersin.
Ar-ар Bu arsa yaklaşık kaç ardır ?
Ar-стыд, совесть Çok arsız bir kadınmış.
Arı-пчела Arı sokunca iğnesi içeride kalmış.
Arı-чистый, без примеси Arı sudur bu merak etme hiç.Pis değil çok temiz su.Rahatlıkla içebilirsin.
Artık-остаток, излишек Kumaş artıklarıyla kendine yastık dikmişti.
Artık-объедки Yemek artıklarını tavuklara ver!
Artık-уже, наконец Artık konuşmaya başladı.
Artık - високосный (год) Bu yıl artık yıl mı acaba?
Arzetmek - представлять Bu konu biraz tehlike arzediyor.
Arzetmek - докладывать, сообщать Hürmetlerinizi arzederim efendim!
Asıl - оригинал,подлинник Bu kelimeler kitabın orijinalinde yok.
Asıl - основа, основание Asıl konumuz bu değil şimdi.
Asıl - смысл Önce konunun aslı astarı ne onu öğrenelim.
Asıl - именно Bu mektubu asıl siz yazacaksınız.
Askı - вешалка, плечики Gömleği askıya takar mısın!
Askı - подтяжки Pantolon askısı pantolonun düşmesini engeller.
*Askıya almak - откладывать/отложить Müdür bu işi de askıya aldı.
Asma - виноградник Bahçedeki asmanın üzümleri olmaya başladı.
Asma - подвесной, висячий Asma köprüler harika görünüyordu.
Aşağı - нижняя часть , низ Ahmet yolun aşağısında. Git onunla oyna istersen!
Aşağı - вниз Recep Bey evinin aşağı katını da kiraya verdi.
Aşağı - низкий Satıcı malın elbiseyi gerçek fiyatından aşağı fiyata sattı.
Aşağı - низкопробный, плохой (качество) Bu kumaşın bu kadar aşağı olacağını düşünmemiştim.
Atlas-атлас(карта) Coğrafya dersinde haritalar için atlas kullanıyoruz.
Atlas-атлас(ткань) Türk bayrağı atlas kumaştan yapılmıştı.
Atlet-атлет Maratonda Süreyya Ayhan adlı Türk atlet birinci geldi.
Atlet-майка Mağazadan 2 tane atlet alalım baba!
Atmak - бросать/бросить, выбросить, выкинуть Çöpü çöp kutusuna atar mısın oğlum!
Atmak - врать/соврать O kadar da atılmaz ki! Kimse sana inanmadı.
Atmak - ударить, стукнуть Boksör hakeme dirsek attı.
Atmak -ставить/поставить подпись Genç çiftler evliliiklerini resmileştirmek için imzalarını attılar.
Atmak - класть, положить Anne yemeğe tuz attın mı sen ? Yemek tuzsuz olmuş gibi.
Atmak - стучать,биться, пульсировать Hastanın kalbi hızlı hızlı atınca hemşire hemen doktoru çağırdı.
Atmak - стрелять Polis havaya iki el silah attı.
Atmak - Büyüklerin yanında bacak bacak üstüne atmak ayıptır.
Ay-луна Geceleyin ay dünyamızı aydınlatır.
Ay-месяц Bir yılda on iki ay vardır.
Ay - ой,ай Ay! Şimdi düşüyordum tutmasaydın elimi.
Ayaklanmak - восставать/восстать Ya neden ayaklandınız şimdi oturuyorduk.
Ayaklanmak -бунтовать/ взбунтоваться Düşman tekrar ayaklanmıştı.Acil tedbir alınmalıydı.
Ayırmak - отделять/отделить, выделить Çuvaldaki patates ve soğanları birbirinden ayırdı.
Ayırmak - отличать, различать (цвета) Bu mavi renkleri birbirinden ayıramıyorum.
Ayırmak - делить на части Paranın yarısını sana ayırdım.
Ayırmak - разлучить, разъединить Beni karımdan ayırmayın hakim bey !
Aylık - месячный Bebek beş aylık oldu artık.
Aylık - зарплата Aylığını aldıysan bugün alışverişe gidelim.
Aylık - ежемесячный (журнал) Bu dergi aylık çıkan bir dergidir.
Ayrılmak - выехать, уехать Ali işe gitmek için evden ayrıldı.
Ayrılmak - отличаться, выделиться, отделиться Bu konu önemi itibariyle diğer konulardan ayrılır.
Ayrılmak - уходить/уйти с работы Erol Bey dün on yıllık işinden ayrılmış.
Ayrılmak - расстаться, разлучиться Karı-Koca geçimsizlikten dolayı birbirlerinden ayrıldılar.
Azim-большой Allah azimdir,kerimdir,rahimdir.
Azim-решимость, намерение Bu dünyada azim sahibi olmak gerek.
Badem – миндаль Kek yaparken istersen badem de koy!
Badem – миндалевиднный Badem gibi gözleri var.
Badem - миндалина, гланда (анатом.)
Bağ - виноградник, сад Dedemin üzüm bağlarına gideriz.
Bağ - шнурок Ayakkabımın bağı çözüldü.
Bağ - связь Dostluk bağları
Bağış - дар, пожертвование O bağışını her zaman yapardı.
Bağış - прощение, помилование Allah günahlarımızı bağışlasın!
Bağış - иммунный, невосприимчивый (к болезни) Her insan organ bağışında bulunmalı.
Bağışlamak - пожертвовать Öğrencilere büyük paralar bağışladı.
Bağışlamak - прощать Arkadaşı, annesinin hatırına onu
Bağlama - мандалина Bağlama sesi beni çok etkiler.
Bağlama - соединение Bu iki milleti birbirine bağlamalı.
Bağlamak - завязывать Kravat bağlamayı öğrendin mi?
Bağlamak - прикреплять,прикрепить Polis, hırsızın ellerini bağladı.
Bağlamak - наказывать,наказать Trafik polisi arabayı bağladı.
Bağlamak - интересовать Bu konu beni bağlamaz!
Bağlamak - назначить (жалование) Yarın başbakanla randevuyu sen bağlıyorsun unutma !
Bağlanmak - быть связанным Sonunda telefonla bağlanabildim.
Bağlanmak - привязаться İpler ağaca bağlandı.Salıncakta sallanabiliriz.
Bağlanmak-привязываться/привязаться Torunu dedesine çok bağlanmıştı.Şehre gitmek istemiyordu.
Bakım - уход Her ay cilt bakımını düzenli yaptırır.
Bakım - присмотр Bahçıvan,bahçenin bakımı ile görevlidir.
Bakım – точки зрения Ne bakımdan yani anlayamadım!
Bakla - бобы Annem akşama bakla yemeği yapacak.
Bakla - тайна Çıkar ağzından bakalım baklayı!
Bakmak - cмотреть Televizyonda akşam haberlerine bak!
Bakmak - выходить Bu oda caddeye bakıyor.
Bakmak – cмотреть косо Bana yan bakma! Kızıyorum ha !
Bakmak – заботиться, ухаживать, присматривать Çocuk bakmak zor bir iş olmalı…
Bakmak – заниматься, обслуживать Bu arabaya hergün ben mi bakmak zorundayım ?
Bal - мед Bal çok faydalı bir besindir.
*Bal ayı – медовый месяц Yeni evlenen çift Antalya’ya balayına gitti.
Baskı - нажим, притеснение Bazı ülkeler ekonomik baskı altında.
Baskı - тираж Gazetenin baskısı bu sıralar çok arttı.
Baskı - пресс, тиски Gazete baskıya hazır mı ?
Baskın - доминирующий Genlerinden biri diğerine baskın çıktı.
Baskın - наводнение Su baskınında bir çok insan öldü.
Baskın – налет, внезапное нападение
Polis, çetenin evine baskın yaptı.
*Basma - ткань Basma eteğin sana çok yakışmış
Basmak - ступать Çimlere basma!
Basmak - печатать, издавать “Yeni Kıyılar ”ın yeni sayısı basıldı mı?
Basmak - наступить Karanlık basınca eve döndük.
Basmak - нажимать, жать Zile bastığımda kapıyı açan olmadı.
Baş - голова Sürekli baş ağrın varsa doktora git !
Baş - начало Daha işin başındayız dostum!
Baş – главный O, firmamızın başıdır.Genel müdürüdür.
Baş - одежда Sana bayrama üst baş alalım
Baş - голова, штука Ahırda 3 büyükbaş hayvan var.
Başka - другой, иной Başka elbiseler de alalım mı ?
Başka - кроме Burada bizden başka insanlar da var.
Başlık- головной убор, каска, шлем Başlığını giy de dışarı öyle çık.
Başlık-заголовок, название Bugünkü gazetenin başlığı neydi?
Batırmak - поргужать, погрузить Bisküviyi çaya batırarak yerdi.
Batırmak - вонзить, воткнуть Çiviyi toprağa batırarak oyun oynardık.
Batırmak - завалить дело, погубить Az satışlar sonunda işini batırdı.
Batırmak - потопить Ördeğin başını suya batırıp çıkarıyordu.
Batmak - уколоть, вонзиться Eline iğne batınca çok kanadı.
Batmak - потонуть, погибнуть Gemi denizin ortasında batmış.
Batmak - зайти (о солнце) Bugün de güneş batıyor be…Bir gün daha bitti.
Batmak - разоряться, разориться İşyeri batınca kendi de battı.
*Yerin dibine batmak - стыдиться Bu kötü sözler karşısında yerin dibine battı.
Bayağı- простой, обычный Bayağı bir insan işte…
Bayağı- вульгарный, грубый Bu konu bana çok bayağı geliyor.
Bayağı - низкий (о качестве) Bu kumaş çok bayağıymış yahu.
Bayılmak-падать в обморок Kötü haberi duyan kız orada bayıldı.
Bayılmak- очень нравиться, обожать, быть в восторге Yeni aldığın kazağa bayıldım.
Bazı- некоторый, иной Bazı insanlar yaşlılarımıza karşı çok saygısızlar.
Bazı- иногда, порой Bazı günler kendimi çok yalnız hissederim.
Ben- я Ben de şimdi seni arayacaktım.
Ben- родинка Yüzünde bir çok ben var.
Benzetmek- делать похожим, добиться сходства Maket evi Singapur evine benzetmeye çalıştılar.
Benzetmek- перепутать, принять одного за другого Sokaktaki kızı sana benzettim.
Bere-царапина, синяк Bacağındaki bereler iyileşmiş.
Bere- берет Soğukta bereni tak öyle dışarı çık
Beri- эта сторона Beri gel de şalının modeline bakayım.
Beri- исходный пункт во времени 2 haftadan beri onu göremedim.
Beri - этот Şu adamdan beri say bakalım kaç kişi var burda.
Beslemek- кормить, содержать Çocuğu öyle güzel beslemiş ki tombullaşmış.
Beslemek- Ona karşı kötü fikirler besleme
Beslemek - разводить, выращивать Tavuk besliyorum
Beşer- человек, дитя человеческое, люди Beşerdir şaşar abiciğim! Ne var bunda!
Beşer-по пять Öğrenciler beşer beşer sıraya girdi.
Bırakmak- отложить Poşetleri masaya bırakıp hızla çıktı.
Bırakmak- отпустить, выпустить Polis, hırsızın kolunu hiç bırakmadı.
Bırakmak- бросить, покинуть, оставить Sonunda sigarayı bıraktın dostum.
Biçmek-резать, пилить Ağacın yapraklarını biçtin mi?
Biçmek-кроить Kumaşı iyi biçmelisin kumaş yetmeyebilir.
Biçmek- косить Yeni bahçıvan çimleri iyi biçmemiş.
Bol- свободный Yeni pantalonunu çok bol almışsın.
Bol- много Yemek bol.Ne kadar isterseniz yiyebilirsiniz.
Bol- обильный, обильно ,щедро Bol resimli bir dergi
Boy- рост, высота Basketbolcuların boyları çok uzun.
Boy-клан Tarihte bir çok boy birbirleriyle savaşmışlar.
Boy- высота Binanın boyu çok yüksek.
Boy- размер, длина Elbisenin boyu olduysa satın alabiliriz.
Burun- нос, носок Burnum çok üşüdü.
Burun-мыс Dağların burnuna kadar gitmişler.
Cahillik - невежественность, неграмотность Oğlum bizimkisi cahillik işte! Okul yoktu ki bizim zamanımızda.
Cahillik - неопытность Ya resmen cahillik.Hiç öyle yemek yapılır mı?
Canlandırmak - оживлять, вдохновлять Canlandırmak sadece Allah'a mahsustur.
Canlandırmak - приводить в чувство Bayılan çocuğu kolonya ile canlandırdılar.
Canlandırmak - воскресить в памяти Tiyatroda Çanakkale Savaşı'nı canlandırdılar.
Canlandırmak - играть Hürrem Sultan fiminde Kanuni'yi arkadaşım canlandırdı.
Canlanmak - оживиться, ожить Gs'lı futbolcu Hakan Şükür en sonunda canlandı ve golünü attı.
Canlanmak-возраждаться, возродиться Öldükten sonra tekrar canlanacakmışız.
Canlanmak - прийти в себя Yorgun bir halde olan savaşcı tekrar canlandı ve savaşa devam ettti.
Canlı - живой Bitkiler de canlıdır hayvanlar ve insanlar gibi.
Canlı - одушевлённый Televizyonda Canlılar Alemi adlı bir belgesel var.
Canlı - красочный Balık canlı gözüküyor.Ver bakalım 2 kilo.
Canlı - любящий Çocuk canlısı
Cansız - бездыханный ,безжизненный Savaş sonunda cansız bedenler yerde yatıyordu.
Cansız - апатичный Ya bugün çok cansızsın.Neşelen hadi biraz!
Cansız - неодушевлённый Masa cansız bir varlıktır.
Cebir-алгебра Sınavda cebir de soracaklarmış.
Cebir-трудный Bir daha bana böyle cebir şeyler sorma! Biraz daha kolay sor
Cebir - сила, насилие Bu işi bana cebren yaptıramazsın.
Cehennem - ад İnanışa göre iyiler cenenete,kötüler cehenenme gider.
Cehennem - адская жара Bu ne hava ya! Ortalık cehennem sıcağı gibi sıcak.
Cephe - фасад Binanın çift cephesi olması çok güzel bir özellik.
Cephe - фронт Düşman cepheye asker çıkardı.
Cereyan - течение Solcu sağcı cereyanlar birbirleriyle kavga ettiler.
Cereyan - ход, движение Maçın cereyanına bakılırsa çok güzel geçecek.
Cereyan - поток Kabloya basma.Dikkat et! Elektrik cereyanı var!
Cereyan - сквозняк Pencereyi ya da kapıyı kapat! Cereyan yapıyor.Hasta olacağız.
Cetvel - линейка Çizgileri cetvelle çiz.Daha düzgün çizersin.
Cetvel - таблица, список Haftalık ders cetvelinde bugün Matematik dersi var.
Cevher - драгоценность Düğünde gelinin üstünde çok değerli cevherler vardı.
Cevher - руда Ülkemizde yeni bakır cevherleri bulundu.
Ceza - наказание Polis hırsızı hapse atarak cezalandırdı.
Ceza - штраф Trafik Polisi, kırmızı ışıkta geçen şoföre para cazası verdi.
Cilt- обложка, переплёт Kitapları ciltledin mi? Yarın öğretmen bakacak.
Cilt- том Sefiller romanının 2.cildini de okudum.
Cilt- кожа Cildin çok bakımlı görünüyor.
Cin - джинн, злой дух Gelecekte cinleri insanoğlu kullanabilirmiş.
Cin - джин (водка) Genç adam barda bir cin tonik aldı.
Cins - пол (биол.) İnsanlar erkek ve kadın olmak üzere iki cinstir.
Cins - вид Bu hangi cins spor? Hiç anlamadım valla!
Cins - племенной, породистый Cins bir köpek.İyi bir şeye benziyor.
Cüzdan - бумажник Bankadan parasını çeken adam parasını cüzdana koydu.
Cüzdan - удостоверение Banka işlemleri için hesap cüzdanı gerekiyordu.
Çağ - возраст, период жизни Tabili onun çocukluk çağı! Koşacak oynayacak.
Çağ - век, эпоха Orta Çağda hangi olaylar olduğunu biliyor musun?
Çağdaş - современник Tarkan Bey çok çağdaş bir insandır.
Çağdaş - современный Bugün Türkçe'de Çağdaş Edebiyat yazarlarını gördük.
Çakmak - зажигалка Çakmak var mı? Kibriti evde unutmuşum.
Çakmak - забивать, прибивать Duvara tablo asmak için çivi çakalım.
Çakmak- сверкать (o молнии) Geceleyin hep şimşek çaktı.Korkudan uyuyamadım.
Çakmak - сообразить, догадаться разг. Birden aklına bir fikir geldi, şimşek çaktı.
Çalışmak - работать Seval Hanım nerede çalışıyor?
Çalışmak - заниматься Ne yapmaya çalışıyorsun söyler misin bana!
Çalışmak - стараться, постараться Bir işim çıkmazsa gelmeye çalışırım.Merak Etme!
Çalkalamak - полоскать, споласкивать Dişlerini fırçaladıktan sonra ağzını çalkalayıp çıktı.
Çalkalamak - взбивать, взбалтывать Yumurtayı çalkalayıp omlet yaptı.
Çalmak - бить, ударять Önce kapıyı çal da evde mi bir öğrenelim.
Çalmak - играть, исполнять Çok iyi piyano çaldığını duydum.
Çalmak - свистеть İşyerinde ıslık çalmak iyi değilmiş.
Çalmak - красть, воровать Hırsız ev sahibinin değerli vazosunu çalmış.
Çalmak - звучать, издавать звук, стучать (в дверь) Telefonun çalıyor.Duymuyor musun? Cevap ver!
Çamur - грязь, ил Çamurla oynama be çocuk.Kaç defa sana söyledim!
*Çamur atmak - опорочивать/опорочить Çamur atma arkadaşım.Bilyoruz kimin kim olduğunu.
Çamurluk - крыло автомобиля Arabanın çamurluğunu temizle.Çok pislenmiş.
Çamurluk - грязное место Çamurluk alanda yürüyeceğine normal yolda yürüsene be evladım!
Çap - размер; масштаб Dairenin çapını hesapladın mı?
Çap - диаметр; калибр Bu evde 7 cm çap var.Farkettin mi!
*Dünya çapında - в мировом масштабе Hasan Şaş dünya çapında bir futbolcudur.
Çapak - гной (в глазах) Gözlerinin çapağını sil.Sabah oldu.Kalk artık!
Çapak - заусенец, околина ( на метале) Metallerin çapağına dikkat et! Elini kesmesin.
Çarpışmak - столкнуться, налететь друг на друга Yolda iki araba çarpıştı
Çarpışmak - биться, сражаться Düşmanla uzun süre çarpıştık.
Çarpmak - удариться, стукнуться Kafası bozulan adam kapıyı çarpıp çıktı.
Çarpmak - налететь, наскочить Hızlı giderken arabaya çarptım.
Çarpmak - умножать (матем.) İki ile ikiyi çarparsak dört eder.
Çarpmak - биться, сражаться Çok koştuğundan dolayı yüreği hızla çarpıyordu.
Çarpmak - поразить Dikkat et! Elektrik çarpmasın sonra…
Çatal - вилка Bu yemeği çatalla kolaylıkla yiyebilirsin.
Çatal - рогатина Çatalla sakın kuşlara atış yapma! Anlaştık mı!
Çatlak - трещина Duvardaki çatlaktan su geliyor.
Çatlak - чокнутый, придурковатый Kafadan çatlak mısın be kardeşim! Git işine!
*Başı çatlamak - голова раскалывается Başım çatladı.Kıs artık şu müziğin sesini!
*Kıskançlıktan çatlamak - трескаться/треснуть Komşusu yeni araba alınca neredeyse kıskançlıktan patlayacaktı.
Çay - чай İstersen sana çay yapayım.
Çay - чайный Şehrin ortasından küçük bir çay akardı.
Çay - речка, ручей Sel olunca çaylar da taşmıştı.
Çehre - лицо, физиономия Çehresini göremedim ki tanıyayım.
Çehre - общий вид Yeni belediye yaptığı bahçe planlamalarıyla şehrin çehresini değiştirdi.
Çek- чех Çekoslavakya'nın halkına Çek denir.
Çek - чек Bana 10000 YTL'lik çek yazar mısın?
Çekik - раскосый Japonlar çekik gözlü bir millettir.
Çekik - ввалившийся Karnını çekik yapma! Ağrıyacak sonra…
Çekilmek - быть вытянутым, натянутым Evin girişi dar olunca mobilyaları ip ile balkondan çektiler.
Çekilmek - отодвигаться Yana çekilip arkadakine yol verdi.
Çekilmek - уйти в отставку Başkanlık yarışından çekildi.
Çekilmek - уходить Bir süre sonra muhabbetten sıkılıp çekilip gitti.
Çekirdek - косточка Karpuzun çekirdeklerini yutma sakın yerken..
Çekirdek - ядро Atom çekirdeği ne kadar ilginç bir şey.
Çekirdek - семечко Akşam gel de hem muhabbet edelim hem çekirdek çıtlatalım.
Çekmek - привлекать, интересовать; нравиться Dikkatini çekmek için sürekli aynı yerde dolaşıp duruyordu.
Çekmek - волочить/поволочить Adam pazardan aldığı patates çuvalını çekerek götürüyordu.
Çekmek - натягивать; надевать Çocuk elindeki sapanı çekerek hedefi vurdu.
Çekmek - терпеть, испытывать; выносить Kaç yıldır bu hastalığı çekiyor .
Çekmek - походить на кого-то, иметь сходство Sen de babana çekmişsin.Karakterleriniz aynı.
Çekmek - шмыгать/шмыгнуть носом Burnunu çekip durma.Mendil vereyim sana.
Çekmek - отбывать/отбыть наказание Hırsız yıllardır hapiste yaptığı suçun cezasını çekiyor.
Çekmek - отгораживать Dedem çiftlik evinin etrafına çit çekti.
Çekmek - страдать, терпеть; переносить Annesi yıllardır gurbetteki oğlunu hasretini çekiyor.
Çekmek - проводить Elektrikçi evin her tarafına kablo çekti.
Çekmek - тянуть, тащить Arkadaşını da kendi tarafına çekmeye çalışıyordu.
Çekmek - грести Balıkçılar uzun süre sandalda kürek çektiler.
Çekmek - переписывать, копировать Yazıyı özetleyip tekrar temize çektim.
Çekmek - втягивать, всасывать; вдыхать Sigarayı içine çekip duruyordu.
Çekmek - брать, снять со счета Bankadan para çektiysen alışveriş yapalım.
Çekmek - тянуть жребий Kura çekilirken çok heyecanlanmıştı belki zengin olurum diye.
Çekmek - подвергать Hakim sanığı sorguya çekip durdu.
Çekmek - поднимать Askerler Türk Bayrağı'nı göndere çektiler.
Çekmek - получать Sınavda kaç çektin?
Çekmek - бить, орудовать Korneri çekmek.
Çekmek - выписать, оформить (вексель, чек) Yazdığınız çeki dün çektiler.
Çekmek - молоть (кофе, перец) Biraz kahve çeker misiniz ?
Çekmek - тянуть, весить Kaç kilo çeker?
Çekmek - садиться, давать усадку Kumaş yıkanınca çekti.
Çelik - сталь Kapı çelikten yapılmış.Çok sağlam.
Çelik - стальной Ona bir şey olmaz .Çelik gibi adam yahu!
Çember - круг, обруч Matematikte çember ve dairenin farkı nedir?
Çember - окружность Yerde yatan yaralının etrafında halk çember oldu.
Çerçeve - рамка Resmi çerçeveye koy bakalım.Nasıl duracak!
Çerçeve - оправа Gözlüğün çerçevesini doktora gidince değiştireceğim.
Çerçeve - оконная рама Pencerenin çerçevesini metalden yaptırmalıyız.
Çerçeve - рамки Bahsimizin çerçevesi içinde herşeyi hatırlaman gerek!
Çevirmek - повернуть, перевернуть; обратить (взгляд) Elindeki ipi çevirip ip atlamaca oynadılar.
Çevirmek - переводить (на другой язык) Tercüman,cümleleri Türkçe'den Rusçaya çeviriyordu.
Çevirmek - набрать Oğlum bana teyzenin numarasını çevir de konuşalım.
Çevirmek - вернуть, отправить обратно; остановить Bekçi gelenleri geri çevirdi.İçeri almadı.
Çevirmek - снимать (фильм) Ocakta İstanbul hakkında yeni bir film çevireceklermiş
Çevirmek - перелицевать (одежду) Elbiseyi bir çevirir misin ?
Çevirmek - управлять, командовать Bu gazinoyu kim çekip çeviriyor ?
Çevirmek - превратить Savaş kasabımızı harabeye çevirdi.
Çevre - окружающая среда Çevremizi temiz tutmalıyız.
Çevre - округа, окружение Ooo! Bakıyorum kendine çevre yapmışsın.
Çevre - круг, орбита Üçgenin çevresini hesapladın mı ?
Çevre - округ (избирательный) Bahçenin bu çevresinde kimse dolaşmasın.
Çıkar - выгода Bu işten kaç lira çıkarımız oldu?
Çıkar - интерес Senin ne çıkarın var da bu konuyla ilgileniyorsun?
Çıkar - средство, путь, выход (из затруднительного положения) Bu hapishaneden bir çıkar yol olmalı.
Çıkarmak - вынуть, вытащить Paketteki elmaları paketten dışarıya çıkardı.
Çıkarmak - выпустить, издать (книгу, закон) Gazete günlük çıkarılan bir yayın organıdır.
Çıkarmak - снять; содрать Eve gelince kirli elbiselerini çıkarıp yerine yeni elbiselerini giydi.
Çıkarmak - высадить (десант) Devletimiz sınıra asker çıkardı.
Çıkarmak - заставить подняться, поднять Öğretmen beni zorla tahtaya çıkardı.
Çıkarmak - добыть, произвести, выпускать Uludağ'da volfram madeni çıkarılır.
Çıkarmak - вспоминать Seni bir yerden çıkarıyorum ama nerede gördüm ben seni bir söylesen..
Çıkarmak - выбросить (на рынок); вывезти Fabrikanın mallarını tırlarla yurtdışına çıkardılar.
Çıkarmak - выгнать, исключить İşten çıkarmak
Çıkarmak - молчать, не возражать Suçunu bildiği için sesini çıkarmıyordu.
Çıkarmak - сорвать (зло), выместить Bak işte yalanlarını bir bir çıkarmaya başladılar.
Çıkarmak - дотянуть, дожить Bu para ile ayı çıkaramayız.
Çıkmak - выехать, выйти Anne! Ben biraz dışarı çıkacağım.
Çıkmak - выходить/выйти из печати Berega üç ayda bir çıkan bir kültür -edebiyat dergisidir.
Çıkmak - выводить (пятна) O kadar temizledim.Lekeyi çıkaramadım bir türlü.
Çıkmak - вскочить Ergenlik çağına girdiği için sivilcileri çıkıyordu.
Çıkmak - появиться, возникнуть Kaybolan çocuk en sonunda ortaya çıktı.
Çıkmak - прорастать Ekinler çıkmaya başlamış gördün mü?
Çıkmak - вести Bu yol nereye çıkar?
Çıkmak - кончиться Bu kış ta çıktı bakalım iyi kötü.
Çıkmak - получать вывих Top oynarken ayağım çıktı.
Çıkmak - подняться En son gördüğümde merdivelerden üst kata çıkıyordu.
Çıkmak - оказаться Senden akıllı çıktı.
Çıkmak - подняться Fiyatlar çıktı.
Çıkmak - достаться, выпасть Piyango çıktı.
Çıkmak - обойтись, стоить Yüz liraya çıktı
Çıkmak - получить ауденцию, явиться (к высокопоставленному лицу)
Çırpınmak - трепетать Kuşlar çırpınıp duruyorlardı.
Çırpınmak - стараться (что-либо сделать) Çocuklarını rahat ettirmek için çırpınıp duruyordu.
Çırpınmak - напряженно биться (о серце) Kalbi son bir defa çırpındı sonra durdu.
Çiçek - цветок Çiçeklerden en çok gülü severim.
Çiçek - ветряная оспа Çocukken su çiçeği çıkardın mı sen?
Çile - моток (ниток) El işi çilem nerde benim ?
Çile - страдание, горе, муки Ne bitmez çilesi varmış kadıncağızın…
Çirkin - некрасивый Bu oyuncağı almayacağım.Bana göre çirkin görünüyor.
Çirkin - грубый Başkalarının arkasından çirkin laflar söylemeyi bırak!
Çocukluk- детство Hayatımın en güzel yılları çocukluk yıllarıydı.
Çocukluk - ребячество Çocukluk etme de gel buraya gidelim hemen!
Çökmek - осесть Kötü haberi duyunca olduğu yere çöküverdi.
Çökmek - опуститься вниз Sis çöküyor.Bugün yola çıkmayalım.
Çökmek - провалиться, рухнуть Depremde bir çok ev çöktü.
Çökmek - впасть, ввалиться (о щеках) Uykusuzluktan gözün çökmüş.Uyuman gerekiyor.
Çökmek - распадаться Koskoca Osmanlı İmparatorluğu çökmek üzereydi.
Çökmek - опуститься; наступить Sis çöktü.
Çöp - мусор Çöpü çıkar da çöp arabasına verelim.
Çöp - щепка, соломинка Kibrit çöpü ile oynamayın sakın çocuklar!
Çözmek - развязать, расстегнуть İp çok sıkı bağlanmış.Nasıl çözülecek bilmem.
Çözmek - решить Öğretmen öğrenciler arasındaki problemi çözdü.
Çözmek - распутать Dedektif olayı gidişatından çözmüştü.
Çözmek - расшифровывать Bulmacanın şifresini çözdün mü?
Çözmek - растворить, растопить Yağı sıcak suda çözdüm.
Çözmek - оттаять (о снеге, льде)
Dağılmak - рассеиваться Yağmurdan sonra bulutlar dağıldı.
Dağılmak - расходиться Kalabalık dağıldı.
Dağılmak - разваливаться Kırılan cam parçaları etrafa dağıldı.
Dağıtmak - разбрасывать Yaramaz çocuk eşyalarını hep dağıtır ve toplamaz.
Dağıtmak - раздавать Deprem sonrası birçok kişiye yemek dağıttılar.
Dağıtmak - разбрасываться Kazadan sonra kendini iyice dağıttı.
Daha - ещё Eve gelmedim yoldayım daha.
Daha - более Aklıma daha iyi bir fikir geldi.
Daire - департамент; отдел Devlet dairesinde işler daha zordur.
Daire - квартира Siz hangi dairede oturuyorsunuz?
Daire - круг, окружность Dairenin açısını hesaplayalım önce.
Dal - ветка , ветвь Çocuklar dalları aşağı asılıp yaprakları koparıyorlar.
Dal - отрасль Fakültede hangi dalda okuyorsun?
Dalga-волна Fırtınada dalgalar kayıkları devirmişti.
*Dalga(geçmek)-насмешка(издеваться) Özürlü insanlarla dalga geçme!
Dalgalanmak - волноваться Deniz bu gece çok dalgalandı.
Dalgalanmak - колебаться, развеваться Bayrağımız göklerde dalgalanıyor.
Dalgalamak - колебаться (о ценах)
Dalmak - нырять Dalgış hızla suya daldı.
Dalmak - погружаться; окунуться в работу Yemeği bitince tekrar işine daldı.
Dalmak - забыться, задремать
Dam - кровля Türkiye'de havalar sıcak olunca insanlar damda yatarlar.
Dam - партнёрша Kapıda Damsız girilmez yazıyor.
Damar - сосуд (анат.) Hastanın kalp damarları tıkanmış.
Damar - жила, прожилка Arazide yeni maden damarı bulundu.
*Damarına basmak - задеть за живое Bugün çok sinirliyim damarıma basma!
Damgalamak - поставить штемпель, погасить (марку) Belgeleri damgalayıp bize getirin.
Damgalamak - клеймить Suçsuz yere kadını damgaladılar.
Damgalamak - поставить пломбу
Damla - капля Damlaya damlaya göl olur.
Damla - капли (лекарство) Bu burun damlasından günde her iki burun deliğine iki defa dökeceksiniz.
Damla - апоплексический удар; инсульт
Damla - подагра
Dar - узкий; тесный Burası çok dar odaymış.Nasıl sığdıracağız buraya mobilyayı bilmem.
Dar - малоимущий Dar gelirli ailelere devlet bayramda yardım edecek.
Dar - ограниченный Sen de çok dar görüşlüsün be kardeşim! Biraz geniş düşünsen anlayacaksın neden gelmediklerini…
Daralmak - сужаться, сжаться Buraya koltuk takımı koyarsak oda daralacak.
Daralmak - стать узким, тесным Elbiseyi yıkayınca daralmış biraz sanki.
Daralmak - расстраиваться, расстроиться Arkadaşının o kötü halini görünce daraldı.
Darbe - удар Boksör bir yumruk darbesiyle rakibini yere serdi.
Darbe - переворот, путч Darbe zamanı insanlar dışarı çıkmaya korkuyordu.
Dava - иск (юр.), судебное дело, судебный процесс Bu konu hakkında dava açmayı düşünüyor musun?
Dava - дело, проблема Nedir bu okul davası hiç söylemedin bana !
Davet - приглашение; вызов Bizi akşam yemeğine davet etti.
Davet - приём, банкет Bugün büyükelçililkte davet var.
Davranış - обхождение, обращение, отношение Bize karşı davranışı çok samimidir.
Davranış - поведение, поступок, действие Bu adamın davranışları daima dürüsttür.
Davranmak - держаться , вести себя Bize karşı samimi davranır.
Davranmak - поступать, действовать Bu bakkal herkese daima dürüst davranır.
Davranmak - выхватить что-либо, взяться за… Silahına davranma kötü olur.
Dayak - побои, телесное наказание Annemden kötü dayak yedim.
Dayak - опора Zengin adam çocuğa dayak olacak.
Dayak - подпорка Masanın ayağına dayak koy da sallanmasın.
Dayanıklı - крепкий, прочный Etek için dayanıklı kumaş almalısın.
Dayanıklı - выносливый, стойкий Bu cam tepsiler sıcağa dayanıklı.
Dayanıklı - закалённый (о здоровье)
Dayanmak - опираться Biraz daha dayan.
Dayanmak - прислоняться Kapıya fazla dayanma, açılabilir.
Dayanmak - выдерживать, выносить Küçük çocuk bu ameliyata dayanamadı.
Dayanmak - терпеть Kocasının hastalığına dayanıyor.
Dayanmak - налегать bütün ağırlığıyla basmak
Değer - цена, стоимость Değeri biçilemez bir vazo müzayedede satıldı.
Değer - стоящий, достойный Sen bunca hediyelere değersin.
Değer - ценность Ailesinin değerini onları kaybedince anladı.
Değerli - ценный, дорогой, драгоценный Eşine çok değerli bir yüzük hediye aldı.
Değerli - уважаемый Değerli anneciğim diye mektuba başladı.
Değişik - разный, различный Değişik tatlar denemeyi sever misin?
Değişik - изменённый Bugün değişik görünüyorsun.
Değişik - иной Sinemaya değişik filmler gelmiş.
Değişmek - меняться, измениться Hava birden değişti.
Değişmek - обмениваться Onunla saatlerimizi değiştik.
Değişmek - переменить, сменить Üstünü başını değiş de sofraya gel.
Değmek - касаться , прикасаться Fabrikalarda bu gıdalar el değmeden hazırlanıyor.
Değmek - доставать Boyu çok uzun, eli tavana değiyor.
Değmek - стоить, заслуживать O adam için bu kadar ağlamaya değer mi?
Değmek - трогать Değme bana dedim sana!
Değnek - палка, посох Çocuklar değneklerle atçılık oynuyorlar.
Değnek - костыль Kazadan sonra koltuk değnekleriyle yürüyor.
Derece - градус Bugün hava kaç derece olacak ?
Derece - уровень, степень İngilizce derecen nedir ?
Derece - результат (спорт.) Ayhan 09.75 saniyelik derecesiyle 100 m de 1. olmuş.
Deri - кожа Derisinde büyük büyük sivilceler çıktı.
Deri - шкура; кожица (плодов) Bayramda koyunun derisini yüzdüler.
Ders - урок Dersini bitirdikten sonra dedenlere gideceğiz.
Ders - занятие Kendine göre bir ders bulamadı.
Dersane - класс Kimya dersi hangi dersanede olacak?
Dersane - учебные курсы Liseden sonra dersaneye gideceğim.
Dert - горе, несчастье, беда Ne derdin var, anlat bakalım?
Dert - страдание, мучение Dertsiz baş olmaz derler.
Destek - поддержка Teklifi destek görünce uygulamaya karar verdiler.
Destek - подпорка Masanın ayağına destek koy da sallanmasın.
Desteklemek - ставить опору Bebeğin arkasına yastık koyarak destekleyebilirsin.
Desteklemek - поддерживать Ailesi kızını her zaman destekledi.
Dev - великан, гигант Büyüdükçe boyu dev gibi oldu.
Dev - демон, чудовище, злой дух Çocuklara Keloğlan ve Kötü Dev masalını okudum.
Devir - время, эпоха, период Fatih Sultan Mehmet devir açıp devir kapatan bir padişahtır.
Devir - вращение, оборот, круг Bu makinanın dakikadaki devir sayısı kaçtır?
Devirmek - свалить, опрокидывать Sıcak çayı üzerime devirdi.
Devirmek - свергать hükümeti devirmek
Devlet - государство , держава Türkiye ve Rusya komşu ölkelerdir.
Devlet - счастье, благополучие Piyangodan para çıkınca başına devlet kuşu kondu.
Devre - период, стадия Mayoz bölünmenin devrelerini sayar mısın?
Devre - тайм, период (спорт.) Gol ilk devrede atıldı.
Devrik - опрокинутый, перевернутый Devrik lider geçen hfta öldü.
Devrik - отложной (о воротниках) Daima devrik yakalı giysiler giyer.
Devrik - свергнутый Devrik bardağı göremedin mi oğlum!
Deyim - выражение Konuşurken çok deyim kullanır.
Deyim - оборот речи Onun deyimiyle dediklerinin hepsi yalan.
Dış - внешняя, наружная сторона Dış kapıyı kilitlemeyi unutma!
Dış - кроме Bu konuyu senin dışında kimse bilmiyor.
Dış - внешний, наружний Dış da kimse var mı ?
Dış - внешность Dış görünüşün çok iyi.
Dışarı - внeшняя, наружная сторона Dışarıya çıkıp biraz hava almak istiyorum.
Dışarı - вне, снаружи, наружу Onu dışarıya gönderiyorlar.
Dik- отвесный, крутой Dik yamaçta araba zor ilerliyordu.
Dik- прямой, перпендикулярный Adam viraja çok dik girdi.
Dik - упрямый Dik kafalılık etme de yemeğini ye!
Dik - строго Dik dik bakma da soruyu cevapla!
Diken - шип Gülün dikenleri elime battı.
Diken - колючка Kirpiyi elleme dikenleri batar!
Diken - жало Her işte bir diken vardır.
Dikmek - поставить (памятник) Bu anıtı buraya Belediye dikti.
Dikmek - сажать (цветы) Çiçek dikerken diğer çiçekleri de sulamayı unutma!
Dikmek - шить, зашивать Terzi müşterinin getirdiği elbiseyi dikiyordu.
*Gözlerini dikmek - уставился Gözlerini dikmiş bana bakıyordu.
*Kafasına dikmek - вылила, перевернула Bir şişe suyu kafasına dikti.
Dil - язык Türk dilinde yazmak,okumak,konuşmak ayn#30

Источник: http://turkey-info.ru/forum/tureckiy-yazik/sinonimi-antonimi-omonimi-aforizmi-t1280134.html.

  • синонимы омонимы антонимы таблица

синонимы омонимы антонимы таблица

Синонимы, омонимы, антонимы

1. Синонимы — это слова, близкие (или даже одинаковые по значению и разные по звучанию.

бикит стойбище, селение и урикит стойбище, место стоянки; учэлэ раньше и нонон раньше, прежде; турэн слово, речь и гунин речь; кусидерэн дерётся, воюет и ӈорчадяран борется; давладерэн поёт и икэчерэн поёт; илэ человек и бэе человек, мужчина.

2. Омонимы — это слова, совпадающие по звучанию, но различные по значению.

няӈня небо и няӈня грязь; гара сук, ветка и гара они взяли; оран порог у реки и оран он сделал; дял мысль и дял товарищ, родня.

В эвенкийском языке есть слова, которые пишутся одинаково, но произносятся по-разному, то есть являются омонимами только на письме, например: осикта звезда и осикта коготь, ноготь пишутся одинаково, а произносятся по-разному: осикта звезда произносится с долгим о, осикта коготь не имеет долгих гласных. Бурэн дал и бурэн умер пишутеся одинаково, а произносятся по-разному: бурэндал с долгим у, а бурэн умер без долготы. Илэ человек и илэ? куда? пишутся одинаково, а произносятся по-разному: в слове илэ?куда? оба гласные долгие, а в слове илэ человек оба гласные произносятся без долготы. Слова авун постель и авун шапка в произношении отличаются долготой гласного а в слове авун постель.

Такого рода совпадения в написании разных по звучанию слов называются графическими омонимами.

3. Антонимы — это слова, различающиеся по звучанию и прямо противоположные по значению.

хэгды большой и хулукун маленький; ӈоним длинный и урумкун короткий; суӈта глубокий и арба мелкий; сагды старый и илмакта молодой; горо далеко и дага близко; идарипчу горький и алапчусладкий.

Умение пользоваться синонимами, омонимами и антонимами делает речь более точной и выразительной. Особенно большое значение это имеет при переводах с эвенкийского языка на русский и с русского языка на эвенкийский художественной, политической и другой литературы.

а) Подберите омонимы к следующим словам и составьте предложения:

элла что они стали делать, осикта отойду-ка я, гара ветка.

б) Подберите антонимы к словам:

алапчу, хэкупчу, ургэпчу, эмэрэн, ирэн.

в) Подберите синонимы к следующим словам и составьте с ними предложения:

бэркэ, турэтчэрэн, ӈэнэрэн, гамалчаран, микчанэн.

Вопросы для повторения

  1. Учение И. В. Сталина об основном словарном фонде и словарном составе языка.
  2. Каким путём изменяется словарный состав эвенкийского языка?
  3. Что называется синонимами, омонимами и антонимами?
§ 25. Учение И. В. Сталина о грамматическом строе языка → Источник: http://evengus.ru/uroki/bolshie/leksika/24/



Комментариев пока нет!

Поделитесь своим мнением

Поиск по сайту

Страны

Наиболее читаемые

Куда можно сходить в париже если мало времени. Ты приехал на 3 дня. Первый визит в Париж может оказаться неожиданно сложным, просто из-за вопроса: куда сходить в Париже? Вы, кажется, натыкаетесь на историю

Как найти работу во Франции. Работа во Франции В этом разделе вы сможете найти информацию и советы тем, кто хочет найти работу

Amagi beach русский экспресс рекомендует. Шри-Ланка. $('.more-cities').bind('click', function(){ $('.more-cities').addClass('hidden'); $('.more-cities-block').removeClass('hidden'); }); function bhead_js_001(change_city_url) { $(function() { var $selectCityLink = $('#select-city-link'); $selectCityContainer = $('#select-city-div'); $selectCityLink.click(function(_ev) { _stop(_ev); $selectCityContainer.addClass('active'); }); $('#deselect-city-link').click(function(_ev) { _stop(_ev); $selectCityContainer.removeClass('active'); }); var refreshContactsCity = function(cityId) { var pattern

Популярные

Где отдыхать лучше в Греции. Греция куда поехать. Грецию. Отдохнуть июне. Сентябре. Острова.. На море лучшие места. Курорты. Детьми. (67)

Piyeloseptyl инструкция на русском. (47)

Депортация из Турции граждан россии. (34)

Цитаты на греческом переводом. Фразы. Красивые. Языке. Стихи. (32)

Coraspin 100 mg инструкция на русском. (27)

Какой на Кубе океан. Куба омывает. Море или. Какое. Чем омывается курорт варадеро. (22)

Интересно

Кратко история древней Греции.

Страна открыта для иностранцев, желающих приобрести недвижимость в Греции. Любой иностранец имеет на это право. Только в приграничных районах не гражданам ЕС необходимо получить разрешение

Фото орхидеи в тайланде.

Одним из самых известных ландшафтных парков Тайланда является парк Нонг Нуч. Второе его название парк орхидей.

Как выглядит фрукт дуриан.

Дуриан. Тайское название: too-ree-an или «ту-риан». Дуриан - король фруктов в Тайланде и всей ЮВА, самый загадочный и обсуждаемый плод, попробовать который хоть